DEPREM HUKUKU
Ülkemizde 06.02.2023 tarihinde yaşanan ve 11 ilimizi doğrudan etkileyen Kahramanmaraş merkezli
depremler sonrasında birçok hukuki sorun ortaya çıkmıştır. Bu hukuki sorunlar türüne göre birçok hukuk
dalıyla ilişkilendirilebilir durumdadır.
Mevzuat Hükümleri Hakkında
Ülkemizdeki siyasi ve toplum yapısının deprem gerçeği karşısındaki yetersizliği ilgili mevzuat hükümlerinde de kendini göstermektedir.
Deprem afetini , diğer doğal afetlerden ayrı bir önemle kabul eden ilk yasal düzenlemeler 1939 Erzincan depreminden sonra yapılmıştır.
İlk olarak 1944 yılında Yersarsıntısından Evvel ve Sonra Alınacak Tedbirler Hakkında Kanun çıkarılmıştır. 1959 yılına gelindiğinde ise tüm ülkeyi kapsayan Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun kabul edilmiştir. Afetler Kanunu olarak da bilinen bu kanun ile ; İmar ve İskan Bakanlığı , Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Deprem Araştırma Enstitüsü gibi önemli kurumlar kurulmuştur.
1985 yılında ise yerleşim yerlerinin imar ve iskanını sağlamak maksadıyla İmar Kanunu kabul edilmiştir. Ancak kabul edilen bu kanun hükümleri , yapıların yapımında ve insanların yerleşmesinde şehirlerin
afetlere yönelik planları olması zorunluluğu öngörmemiştir.
17/08/1999 Gölcük ve 12/11/1999 Düzce depremleri sonrası yaşanan can ve mal kayıpları , söz konusu kanunların yetersizliğini ortaya koymuştur. Bu yetersizlik yeniden yapılan bir düzine mevzuat çalışması ile giderilmeye çalışmıştır.
Bunlardan en önemlisi 2001 yılında Yapı Denetimi Kanun Hükmünde Kararname , 1999 depremlerinden etkilenen iller için yürürlüğe girmiştir. Aynı kanun hükümleri 2011 yılında bütün illeri kapsar hale getirilmiştir. 29.05.2009 tarihinde ise 5902 sayılı yasayla Başbakanlığa bağlı “Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı” (AFAD) kurulmuştur.
16 Nisan 2017 yılında yapılan halk oylaması ile ülkemiz idari yapısı değişmiş , 10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bakanlık teşkilat , görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. 06.02.2023 tarihinde meydana gelen depremler sonrasında ilgili mevzuatlara ek ve geçici maddeler getirilmiş , Cumhurbaşkanlığı Kararları yayımlanmıştır.
06.02.2023 tarihinde yaşanan depremler sonrası ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıkları son derece geniş bir uygulama alanı bulmaktadır. Yaşanan acı kayıpları özel hukuk , idari hukuk ve ceza hukuku yönleri ile ele almak gerekir.
A. Ceza Hukuku Yönünden
Deprem sonrasında yaşanan can ve mal kayıpları nedeniyle ortaya çıkan cezai sorumluluktan öncelikle yapıyı inşa eden müteahhit veya inşaat şirketleri sorumlu olacaktır. Müteahhit veya inşaat şirketlerinin inşa ettikleri yapı ; yapıldığı yere ait imar planlarında konut/işyeri olarak tahsise mümkün olmalı , yapının inşasında ilgili deprem yönetmeliğine uygun miktarda ve ölçüde malzemeler kullanılmalıdır.
Müteahhitler , mesleklerinin bilimsel ve teknik yönü gereği mevzuata aykırı şekilde inşa edilen yapılarda ölüm , yaralanma veya mal kaybı sonuçlarının öngörülebilir olduğu kabul edilmektedir. Buna göre müteahhitlerin özellikle deprem yönetmeliğine aykırı malzeme kullanmak suretiyle yapı inşa ettikleri sabit olursa bilinçli taksir ile cezalandırılmaları hususu söz konusudur.
Uygulamada müteahhitler , malzemenin arsa sahibi tarafından karşılandığı veya belirlendiği yapıları da
inşa etmektedirler. İlgili deprem yönetmeliğine uygun nitelikte ve miktarda olmayan malzeme kullanıldığında , bu malzemenin kullanılmasına kararlaştıran veya sağlayan arsa sahibinin de müteahhit ile birlikte cezai sorumluluğu doğacaktır.
2708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun hükümlerine göre; yapı denetim müessesesi can ve mal
güvenliğini temin edecek biçimde kaliteli yapıların yapılması konusunda görevlidir. Yapı denetim
kuruluşları yapının projesinin hazırlanmasından yapı kullanma izin belgesi verilmesi süreçleri arasında denetimlerini yapmaktadır. Yapı, bu denetimlerden olumlu olarak geçmesine rağmen mevzuata aykırı inşa edildiği için yıkılmış veya zarara sebep olursa yapı denetim kuruluşunda yer alan çalışanların sorumluluğuna gidilecektir. Bu konuda Türk Ceza Kanunu dışında 2708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında
Kanun’da da cezai hükümler bulunmaktadır.
06.02.2023 tarihinde meydana gelen depremler sonrasında, bazı binaların kolonlarının veya kirişlerinin
şahıslar tarafından bilinçli kesildiği veya zayıflatıldığı anlaşılmıştır. Böyle bir durumda yapının taşıyıcı
unsurlarına kasten zarar veren ilgili kişinin de cezai yönden sorumluluğu bulunmaktadır.
B. Özel Hukuk Davaları ( Maddi – Manevi Tazminat Davaları )
İçişleri Bakanlığının 24 Nisan 2023 tarihinde yaptığı açıklamaya göre 06.02.2023 tarihinde meydana gelen depremler sonrasında 50,783 kişi hayatını kaybetmiş 107.204 kişi yaralanmış 36.932 bina enkaz hale gelmiş ve 300.000 civarı binanın ağır hasarlı hale gelmiştir. Resmi rakamların bu şekilde belirtilmesine rağmen gerçeği yansıtmadığı , can ve mal kayıplarının çok daha yüksek olduğu bilinmektedir.
Ortaya çıkan bu acı tablo ile birçok türden maddi ve manevi zararın tazmini hususunda hukuki uyuşmazlık ortaya çıkmıştır. Deprem sebebiyle enkaz haline gelen veya önemli ölçüde hasar gören yapıların sebep verdiği ve tazmini istenen zararlar ; yapının bilimsel , fenni , teknik kurallara uygun yapılmaması veya yapının uygun yapılmasına rağmen sonradan kolon veya kiriş gibi taşıyıcı unsurlarına zarar verilmesi sebepleriyle ortaya çıkmış olmalıdır.
Bu tür davalarda davanın kimin aleyhine açılacağının tespiti önemlidir. Davanın dayanağı olan olayın gelişimine göre ; yapıyı inşa eden müteahhit veya müteahhitlik şirketi yapının şantiye şefi , proje müellifleri sorumlu olabilecektir.
Davaya konu tazminat taleplerine konu olan yapıdaki bağımsız bölümü , bir başka kimseden satın alan kişi satın aldığı kimseye karşı dava açabileceği gibi bu konutta kiracı olarak yer aldığından zarara uğrayan kişilerde ev sahiplerine karşı taleplerini yöneltebilecektir. Bu husus , her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Aa. Ölüm ve Yaralama Nedeniyle Tazmini Gereken Zararlar
Deprem nedeniyle yaşanan ölümler sonrasında ölenin yakınları ; bu zararın meydana gelmesinden sorumlu bulunan gerçek ve tüzel kişilere karşı maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir.
Tazmini istenen maddi zararlar olarak cenaze giderleri , ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün kaybından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin destekliğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar görülmektedir. Maddi zararların tazmininde zarar gören , zararın varlığını ve miktarını ispat etmek külfeti altındadır. Bu davaları açmak hakkı ölenin yakınlarına verilmiştir. Ölenin mirasçı olmayan yakınları da bu davaları açma hakkına sahiptir. Ölenin yakınlarının manevi tazminat talep etme hakları da bulunmaktadır. Mahkeme tarafından takdir edilecek manevi tazminatın tutarı için ölüm sonucunu doğuran olayın gelişimi ve sonucu davalının bu sonucun ortaya çıkmasındaki rolü ve kusuru , ölen ile davayı açan yakını arasındaki ilişki irdelenmektedir.
Deprem nedeniyle ortaya çıkan bedensel zararların da tazmini mümkündür. Tazmini istenebilecek bedensel zararlar başlıca tedavi giderleri , kazanç kaybı , çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır. Bedensel zarar gören kişilerin , sorumlulardan manevi tazminat talep etme hakkına da sahiptir.
B.b. Yapı Nedeniyle Meydana Gelen Zararlar ile Ev Eşyalarında Meydana Gelen Zararlar
Deprem nedeniyle enkaz hale gelen veya önemli ölçüde hasara uğrayan yapıların uğramış olduğu zararların tazmini mümkündür. Enkaz haline gelen yapılarda , yapının zararın meydana geldiği tarihteki yeniden yapım bedeli araştırılarak tazmini yoluna gidilmelidir.
Enkaz haline gelmemekle birlikte hasara uğramış olan yapılarda ise zararın varlığı ispat edilmek suretiyle ortaya çıkan zararın tazmini mümkün olacaktır. Her iki durumda da dava hakkı sahiplerinin , yapılarının maddi zarara uğramış olması nedeniyle yaşadıkları üzüntünün giderilmesi maksadıyla manevi tazminat talep etme hakları bulunmaktadır.
Yapı nedeniyle meydana gelen zararlar ile birlikte zarar gören veya tümüyle kullanılamaz hale ev eşyalarının da değerinin tazmini mümkündür. Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre tazminat
talep eden tarafın zararını ve zararının miktarını ispat etmesi gerekmektedir.
Özellikle enkaz haline gelen yapılar ile birlikte tamamen yok olan ev eşyalarının zararının miktarı konusunda depremden önce ve sonra yer alan fotoğraflar üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılabilecektir.
Herhangi bir fotoğraf ve kayıtın olmaması durumunda ise olağan hayatın akışı gereği bir evde olması gereken azami ev eşyalar konusunda bir inceleme yaptırılarak zararın miktarı tespit edilmektedir.
C.c Deprem Nedeniyle Zarara Uğrayan Yapının Etkisiyle Hasar Alan Araçlardaki Zararın Tazmini
06.02.2023 tarihli depremler sonrasında birçok motorlu araç hasar almış yada enkaz altında kalarak kullanılamaz hale gelmiştir. Bu zararlardan öncelikle yapıyı ilgili mevzuatına uygun olarak inşa etmeyen yapı müteahhitleri ile mevzuatına uygun olarak inşa edilmeyen yapının denetimlerini yaparak imara açılmasını sağlayan yapı denetim şirketleri sorumludur. Yine , yapının taşıyıcı unsurları olan kolon veya kirişini kesmek veya zayıflatan kişiler de bu zarardan sorumlu tutulabilecektir.
Ayrıca zarara uğrayan araçların kasko poliçelerinde deprem rizikosu güvence altına alındıysa kasko şirketleri teminatları limitinde zarardan sorumlu olacaktır.
C. İdari Davalar
Başta Belediyeler , Valilikler ve Bakanlıklar olmak idari kurumlar bir yapının inşası sürecine aktif olarak veya idari denetim amacıyla katılmaktadırlar. Temel olarak belediyeler ve valilikler kendi yetki sınırları içerisinde yer alan bölgelerde yerleşim yapılabilecek bölgeleri de belirten imar planı yaparlar. Bu imar planları üzerinde çeşitli bakanlık ve başkanlıkların farklı yönlerden denetim yetkisi vardır. Örneğin imar planlarında deprem gibi olağanüstü durumlarda acil yardım hatları ile ilgili planın olması gerekmektedir.
Bu denetimlerden geçen imar planı ilgili alanda ilan edilmek suretiyle kesinleşir. Kesinleşen imar bölgelerinde yapı imar etmek isteyen müteahhitler yapı projeleri ile birlikte belediyelere veya valiliklere başvuru yaparak yapı ruhsatı alarak inşaata başlarlar. Yapı inşa edilip tamamlandığında müteahhitler ilgili belediye veya valiliklerden yapının mevzuatı uygun olarak inşa edildiğini ve yerleşmeye uygun olduğunu gösteren yapı kullanma belgelerini alırlar. Bir yapının inşası tamamlandıktan ve yapıda yerleşim başladıktan sonra da idarenin denetim yetkisi devam eder.
Bu nedenle deprem nedeniyle ortaya çıkan her türlü zarardan idarelerin sorumluluğu bulunmaktadır. Ancak ortaya çıkan idari uyuşmazlıklar da çeşitlilik içermektedir.
1- İdare Aleyhine Açılacak Maddi Manevi Tazminat Talepleri
16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylaması ile birlikte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabul edilmiş , 10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bakanlık teşkilat , görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. 5393 sayılı Belediyeler Kanunu ile birlikte ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi birlikte değerlendirildiğinde deprem nedeniyle ortaya çıkan maddi ve manevi zararlardan konusuna göre başta Belediye ve Valilikler ,Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı , AFAD Başkanlığının kusurları oranında sorumluluğuna gidilebileceği ön görülmüştür.
Buna göre deprem nedeniyle yaşanan ölüm olayı sonucunda tazminat talep edilebilecek maddi zarar kalemleri ve manevi zararlardan idareler hizmet kusuru gösterdikleri oranda sorumludur. Yine deprem nedeni ile oluşan bedensel zararlar kalemleri ile yaralanma nedeniyle oluşan manevi zararlardan dolayı idareler hizmetlerinde gösterdikleri kusurları oranında sorumludur. Aynı şekilde deprem sebebiyle yapıda oluşan meydana gelen zararlar ile ev eşyalarında meydana gelen zararların tazmini için de idarelerin sorumluluklarına gidilebilecektir. Açılan davalarda ilgili idarelerinin kusurları oranı bilirkişi incelemeleri neticesinde ortaya konmaktadır.
İdari yargıda açılacak tazminat davalarında ön başvuru şartları yer almaktadır. Bu başvuru şartları yerine
getirildikten sonra dava açılabilecektir. Bu nedenle , somut olayın özelliklerine göre davalı idareler saptanmalı ve usulüne uygun başvuru şartları yerine getirilmelidir. Bu başvurular sonrası beklenen sonuçlar elde edilemezse , süresi içerisinde idari yargı davası açılmalıdır.
2- Hasar Tespitinden Doğan Uyuşmazlıklar
06.02.2023 tarihinde meydana gelen depremler sonrasında 7269 sayılı kanun gereği Çevre , Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı hasar tespiti işlemleri başlatılmıştır. Söz konusu hasar tespitleri neticesinde bir yapının yıkık , acil yıktırılması gereken , ağır hasarlı , orta hasarlı , az hasarlı veya hasarsız olduğu şeklinde sonuçlar elde edilmektedir. Bu sonuçlar , depremzede vatandaşlara yapılmış ve yapılacak yardımlar açısından belirleyici olduğu gibi tekrar konut veya iş yeri yapılması veya kredi sağlanması anlamında hak sahibi sayılma hususunda da belirleyici öneme sahiptir. 06.02.2023 tarihinde yaşanan depremlerin çok geniş bir alanda yaşanması sebebiyle söz konusu hasar tespiti çalışmaları usulüne uygun yürütülmemiştir. Bu nedenle birçok yapının hasar durumu gerçekte olduğundan farklıdır. Örneğin gerçekte hasarlı olmasına rağmen hasar tespiti çalışmalarında hasarsız olarak tespit edilen yapılarda deprem sigortası bulunsa dahi DASK , söz konusu hasarsız raporuna dayanarak hasar dosyalarını kapatmaktadır.
7269 sayılı kanun hükmüne göre , hasar tespiti işlemleri tek başına dava konusu yapılamamaktadır. Ağır
hasarlı yapıların yıkım kararıyla ile birlikte dava konusu edilmesi , hasarsız yapıların hak sahipliğine ilişkin başvuru sonuçları ile birlikte dava konusu edilmesi gerekmektedir. Orta hasarlı binalar için ise ağır hasarlı binalara ilişkin hükümler uygulanmaktadır. Orta hasarlı binaların yıkımı veya tekrardan onarımı konusunda belirsizlik ise AFAD 23/11/2023 tarihli genelgesi ile çözüme kavuşturulmaya çalışılmıştır.
7269 sayılı Kanunda hasar tespitine ilişkin dava açmadan önce gerekli itiraz şartlarını yerine getirmek
gereklidir. Bu nedenlerle hasar tespitinden doğan davalarda hukuki yardım alınması elzemdir.
3.Hak Sahipliğinden Doğan Davalar
7269 sayılı Kanunun 29.maddesinde ağır hasarlı konutu veya işyeri bulunan kimselerden Hak Sahibi
statüsünü sağlayanlara borçlandırmak usulüyle konut veya işyeri yardımı yapılacağı veya konutunu veya işyerini kendisi yapacaklara kredi imkanı tanınacağı belirtilmiştir. Aynı kanunun devamı hükümlerinde borçlandırma usulleri ile kredi sistemi belirtilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki Hak Sahipliği Statüsü ile sağlanan konut veya kredi imkanı ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ” Yerinde Dönüşüm” projesi birbirinden farklı şeylerdir. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın projesinden faydalanmak için 7269 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi olmamak şartı aranmaktadır.
Kimlerin 7269 sayılı Kanun ” Hak Sahibi Statüsüne ” sahip olacağının ayrıntılı hükümleri ise bu hususta çıkarılan bir yönetmelikte belirtilmiştir. İlgili yönetmelik hükümlerine göre ; hak sahipliği hükümleri kapsamında değerlendirilmek için öncelikle deprem nedeniyle ağır hasarlı bir konut veya iş yerinizin olması gerekmektedir. AFAD 23.11.2023 genelgesi ile deprem nedeniyle orta hasarlı hale gelen konut ve işyeri sahipleri de hak sahibi sayılmaktadır. Gerek kanun hükmü gerek yönetmelik hükümlerinde hak sahibi sayılmayacaklara da yer verilmektedir.
7269 sayılı Kanun kapsamında Hak Sahibi sayılabilmek için E-devlet üzerinden veya ilgili birimlere başvurmak suretiyle hak sahipliği başvurusu yapılmalıdır. Hak Sahipliği Tespit ve Değerlendirme Komisyonu adı verilen bir komisyon yapılan başvuruları değerlendirip mahallinde ilan edecektir. İlgililer ilan edilen sonuçlar üzerinde tekrar bir itiraz hakkına sahiptirler. Komisyonun kararına yapılan itirazlar hakkında Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı nihai kararını vermektedir. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının bu kararı idari yargıya konu edilebilir mahiyet taşır. İlgililer, bu karara karşı süresi içerisinde idari yargı yoluna başvurmalıdır.
D. DASK ile İlgili Uyuşmazlıklar
06.02.2023 tarihinde meydana gelen depremler sonrası açıklanan resmi rakamlara göre 36.932 bina enkaz hale gelmiş ve 300.000 civarı bina ağır hasarlı hale gelmiştir. 11 ile yayılan deprem bölgesinde deprem nedeniyle hasar alan yapı sayısı ise oldukça yüksektir. Bu nedenle birçok sigorta uyuşmazlığı gündeme gelmiştir.
Doğal Afet Sigortaları Kurumu olan DASK 17.08.1999 Gölcük ve 12.11.1999 Düzce depremleri sonrası , depreme karşı hazırlıklar kapsamında 27 Aralık 1999 tarih ve 23919 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 587 sayılı “Zorunlu Deprem Sigortasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” ile kuruldu. DASK yaşadığınız binada depremin meydana getirdiği maddi zararları karşılamaya yönelik bir teminat sistemidir. DASK sigortası yaptırmak hukuken zorunludur. Geçerli bir DASK poliçesi bulunmayan evlere elektrik , su , doğalgaz gibi hizmetler verilmemektedir.
Sigorta şirketleri , risk altına aldıkları olayların meydana gelmesi halinde poliçe limitlerine kadar sorumludur. 06.02.2023 tarihinde geçerli bir DASK sigortası olan konut veya işyerleri için bu limit 640.000 TL olarak belirlenmiştir. DASK deprem nedeniyle ortaya çıkan zarar oranında teminat limitine kadar sorumludur. Zararın belirlenmesinde deprem nedeniyle zarara uğrayan ev eşyalarının değeri dikkate alınmayacaktır. Zararın miktarı metrekare başına 3.016 TL verilmek suretiyle belirlenmektedir.
Zararın boyutu sigortalının hasar bildirimi üzerine DASK tarafından atanacak sigorta eksperleri tarafından belirlenecektir. DASK tarafından belirlenecek miktardan daha fazla zarara uğradığını iddia eden sigortalı ödenecek olan parayı ihtiraz i kayıtla kabul etmelidir. Arta kalan ve ödenmeyen zarar için tekrardan sigorta şirketine başvuru yapmak suretiyle süreç başlatılmalıdır.
Depremin üzerinden baya bir süre geçmesine rağmen halen eksper atanmayan veya eksper atanıp inceleme yapılmayan sigortalılar bulunmaktadır. DASK yaptığı açıklamada depremin etki altına aldığı bölgenin geniş olması sebebiyle sigorta eksperlerinin araştırmalarını tamamlayamadığını belirtmiştir.
Bu durumda olan sigortalıların ; bulundukları yer Sulh Hukuk Mahkemesinde DASK aleyhine delil tespiti davası açmak suretiyle zararı tespit ettirip , tespit edilen zararın ödenmesi için DASK’ a başvuru yapması gerekmektedir.
Deprem sonrasında DASK ile ilgili uyuşmazlıklardan en sık görüleni ise kredi çekmek suretiyle konut satın alanlara dairdir. Bankalar konut kredisine başvuru yapan kimselere kredi vermek için söz konusu konutta DASK yaptırılmasını şart koymaktadır. DASK sigortasını bu şekilde yaptıran sigortalılar ise başlıca iki türlü sorun yaşamaktadırlar.
Bu sorunlardan ilki , kredi kullandıran bankanın DASK primini ödememesi nedeniyle konutun DASK sigortasının yenilenmemiş olmasıdır. Bu gibi durumlarda DASK , sigorta primi tahsil etmediğinden sigorta sözleşmesinin başlamadığını iddia ederek ödeme yapmamakta veya eksik ödeme yapmaktadır. Somut olayın şartlarına ve kredi sözleşmesine göre krediyi kullanan sigortalının alacağına ulaşması için izlemesi gereken hukuki süreç farklılaşmaktadır. Bu nedenlerle , böyle bir uyuşmazlık ile karşılaşan sigortalının avukatlık hizmeti alması gerekmektedir.
Kredi kullanarak konut olan sigortalıların yaşadığı diğer sorun ise DASK ödemesinin öncelikle kredi borcuna mahsup edilmesidir. Kredi kullandıran bankalar , ilgili DASK alacakları üzerine daim-i mürtehin adı verilen öncelikli alacak hakkı şerhi koymaktadır. Buna göre , deprem riskinin gerçekleşmesi üzerine DASK tarafından yapılan ödeme kredi kullandıran bankaya yapılır. Banka, kredi borcunu tahsil ettikten sonra arta kalan ödeme var ise bunu sigortalıya vermektedir. Bu hususta kredi borcu ile faizi ile DASK tarafından yapılan ödemeler hususunda uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Bu uyuşmazlıklar , banka ile yapılan kredi sözleşmesi ve ilgili konuta ait DASK poliçesi incelenmek suretiyle çözümlenmelidir.