a

Sorunuz Var Mı? Bize Sormaktan Çekinmeyin.

TEL : 0212 877 57 30
GSM : 0543 919 86 34

halicavukatlik@gmail.com
Adres : Çağlayan Mahallesi Taşocağı Caddesi No 15 İç Kapı 17 Park İş Merkezi Kat 2 Daire 205 Kağıthane / İSTANBUL

ÇERÇEVE YASA

ÇERÇEVE YASA

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi (Çerçeve Kanun Teklifi), TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Düzenlemenin Cumhurbaşkanlığı onayından sonra Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Kamuoyunda ”Çerçeve Yasa” olarak adlandırılan bu düzenleme, terör örgütünün tasfiye edilmesi ve silahsızlandırılması süreçlerine ilişkin idari, cezai ve infaz hukukunu kapsayan yeni ve özel bir yasal rejim öngörmektedir.

Bu makalede, yasalaşma sürecinin son aşamasında olan teklifin yapısal mekanizmaları, getirdiği yenilikler; ceza hukuku dogmatiği, toplumsal adalet ve siyasal dinamikler açısından akademik çevreler, sivil toplum ve hukuk uygulayıcıları tarafından yöneltilen temel eleştiriler nesnel bir yaklaşımla incelenmiştir.

I. Kanunun Hukuki Altyapısı ve Yürürlük Mekanizması

Çerçeve Yasa hükümlerine göre, Cumhurbaşkanı’nın onayının ardından Resmî Gazete’de yayımlansa dahi normatif etkisini doğrudan doğruya o gün göstermeyecektir.

Hukuki mekanizmanın fiilen işletilebilmesi, iki aşamalı bir geciktirici şarta bağlanmıştır:

İlk olarak kolluk ve istihbarat birimlerinin sahada yapacağı incelemeler neticesinde, ilgili terör örgütünün fiilen dağıldığının ve mühimmatını teslim ettiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu tespit, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Kararı ile teyit edilerek Resmî Gazete’de ilan edilecektir.

İkinci aşama olarak belirtilen MGK kararının yayımlanmasından itibaren 6 aylık kesin ve hak düşürücü süre içinde şüpheli veya sanıkların ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına yazılı başvuru yapması durumunda ilgili yasal düzenlemeden faydalanabilecekleri öngörülmektedir.

II. Soruşturma, Kovuşturma ve İnfazın Ertelenmesi Rejimi

Kanun teklifi, teknik olarak genel veya özel bir “af” niteliği taşımamakta; ceza muhakemesi ve infaz hukuku süreçlerinin geçici ve koşullu olarak durdurulmasını (ertelenmesini) öngörmektedir.

Yasada süreçlerin niteliğine göre ikili bir erteleme rejimi kabul edilmiştir:

5 Yıllık Erteleme (Soruşturma ve Kovuşturma): Kanuni yaptırımının üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda (örneğin örgüte üye olma, propaganda veya bilerek yardım etme) soruşturma veya kovuşturma süreçleri 5 yıl süreyle ertelenir. Bu sürede yeni bir suç işlenmediği takdirde soruşturma safhasında kovuşturmaya yer olmadığı (KYOK), kovuşturma safhasında ise davanın düşmesi kararı verilir.

10 Yıllık Erteleme (İnfazın Ertelenmesi): Üst sınırı 15 yıldan fazla hapis, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda kesinleşmiş cezaların infazı 10 yıl süreyle ertelenir. 10 yıllık denetim süresi yükümlülüklere uygun geçirildiğinde ceza infaz edilmiş sayılır.

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile Haziran 2005 öncesinde işlenen müebbet/ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları kanunun kapsamı dışında bırakılmıştır. Ancak yasama organının suç politikası gereği koyduğu bu istisnaların ilerleyen süreçte siyasi ve hukuki tartışmalarla esnetilip esnetilemeyeceği ve bu suretle terör örgütü lideri ve üst kademe yöneticilerinin bu kapsama alınıp alınmayacağı konusu kamuoyunda şimdiden tartışılmaya başlamıştır.

III. Kurumsal Yapı, Usul Hükümleri ve Özel Kayıt Rejimi

Yasa teklifi sadece erteleme rejimi getirmemekte, uygulamanın denetimi için özel idari ve usuli mekanizmalar ihdas etmiştir.

TBMM İzleme Komisyonu ve Denetim Kurulu: Uygulamanın takibi amacıyla 17 üyeli bir TBMM İzleme Komisyonu ve Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Denetim ve İzleme Kurulu oluşturulmaktadır. Hak yoksunluklarının veya seyahat engellerinin kaldırılması gibi tedbirler şahısların doğrudan talebiyle değil, Kurul’un istemi üzerine İnfaz Hâkimliği kararıyla gerçekleşecektir.

Gizli Kayıt Rejimi: Erteleme kararları ve sürece dair veriler genel adli sicil sistemine işlenmeyerek bunlara mahsus özel ve gizli bir kayıt sisteminde tutulur. Bu kayıtlara yalnızca bir soruşturma veya kovuşturma gerekçesiyle hakim veya savcı kararıyla ulaşılabilir.

Sorumsuzluk Güvencesi: Kanun kapsamında görev alan kamu görevlileri ile komisyon üyelerinin bu görevleri nedeniyle idari, hukuki veya cezai sorumluluklarının doğmayacağı hüküm altına alınmıştır.

IV. Çerçeve Yasaya Dair Getirilen Eleştiriler

Teklifin Meclis’ten geçmesiyle birlikte, hukuk dernekleri, barolar, ceza hukuku akademisyenleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından teknik, anayasal ve sosyo-politik yönden önemli eleştiriler getirilmiştir.

A. Yasama Yetkisinin Devri ve Kuvvetler Ayrılığı Tartışması

Hukukçuların en çok üzerinde durduğu eleştirilerden biri, kanunun uygulanabilirliğinin tamamen yürütme organının bir parçası olan MGK’nın takdirine ve kararına bırakılmış olmasıdır. Eleştirilerde, yasama organı (TBMM) tarafından kabul edilen bir normun hukuki sonuç doğurmasının idari bir karara endekslenmesinin, anayasal “yasama yetkisinin devredilemezliği” ve “kuvvetler ayrılığı” ilkeleriyle bağdaşmadığı ileri sürülmektedir.

B. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Bakımından Belirsizlikler

Kanun metninde yer alan “ilgili terör örgütü ve bununla bağlantılı her türlü oluşum” ifadesindeki “bağlantılı oluşum” kavramının sınırlarının net çizilmediği savunulmaktadır. Ceza hukukunun en temel direği olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi (belirlilik ilkesi) uyarınca, hangi yapıların bu kapsamda değerlendirileceğinin yoruma açık bırakılması, uygulamada keyfiyete yol açabileceği yönünde eleştirilmektedir.

C. Mevcut Etkin Pişmanlık Hükümleriyle Çelişki

Ceza Kanunu’nun (TCK) 221. maddesinde halihazırda yürürlükte olan etkin pişmanlık hükümleri bulunmaktadır. Yeni çerçeve kanunun getirdiği erteleme sistemi ile TCK m. 221’deki cezasızlık veya ceza indirimi mekanizmalarının öncelik ilişkisinin nasıl kurulacağı ve yargı mercilerinin hangi normu öncelikli uygulayacağı konusundaki belirsizlik, ceza hukuku dogmatiği açısından önemli bir diğer eleştiri konusudur.

D. Kamu Görevlilerine Getirilen Sorumsuzluk Zırhı ve Yargısal Denetim Sınırlaması

Metinde yer alan ve süreçte görev yapacak kamu görevlileri ile komisyon üyelerine hukuki, idari ve cezai sorumsuzluk sağlayan düzenleme ceza hukuku ve anayasa hukuku açısından sert eleştirilere konu olmaktadır.

Kamu görevlilerinin süreç içindeki olası hak ihlalleri veya görevi kötüye kullanma eylemlerinden dolayı yargılanamaması kuralının; Anayasa’nın “yargı yolu kısıtlanamaz” ilkesine, hak arama hürriyetine ve devletin suç işleyen kamu görevlisini cezalandırma yükümlülüğüne (cezasızlıkla mücadele) aykırılık teşkil ettiği iddia edilmektedir.

E. Toplumsal Vicdan ve Mağdur Hakları Dengesi

Yasa metninin ağırlıklı olarak “şüpheli ve sanıkların” entegrasyonu ve hukuki statülerinin ertelenmesi odaklı hazırlanmış olması, ceza adaletinin en temel bileşenlerinden biri olan “mağdur hakları” boyutunun göz ardı edildiği yönünde eleştirilmektedir.

Gazi ve şehit yakınlarının adalet taleplerinin, itiraz mekanizmalarının ve yargılama süreçlerine etkin katılım haklarının düzenlemede net bir hukuki güvenceye kavuşturulmamış olması; toplumun geniş kesimlerinde “örtülü bir cezasızlık algısı” yaratmakta ve kamu vicdanını zedeleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

V. Sonuç ve Değerlendirme

Çerçeve Yasa , Meclis Genel Kurulu’nda 467 gibi yüksek bir oy sayısı ve parlamenter uzlaşıyla kabul edilmiş olmasına rağmen toplumda aynı uzlaşıyı göstermemiştir. Özellikle gazi ve şehit aileleri derneklerinin yükselttiği tepkilerin iktidar ve muhalefet bloğunda karşılık bulamaması, yasanın politik saiklerle çıkarılmış olduğuna dair inancı arttırmıştır.

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Meclis aşamasını tamamlamış Cumhurbaşkanlığı onay sürecine geçmiştir. Ancak yasanın idari idareye geniş takdir yetkisi tanıması, uygulama yetkisini kurullara bırakması, kamu görevlilerine muafiyet zırhı getirmesi ve toplumsal mağduriyetleri yatıştıracak adalet mekanizmalarını zayıf bırakması, hukuk tekniği, toplumsal vicdan açısından tartışılmaya devam etmektedir.

Kanunun yaratacağı fiili ve hukuki sonuçlar; Cumhurbaşkanı’nın onayının ardından Denetim ve İzleme Kurulu’nun yayımlayacağı ikincil mevzuat, MGK’nın sahadaki tespit kararları ve uygulamadaki yargısal kararların yanı sıra toplumsal ve siyasal reaksiyonların seyrine göre netlik kazanacaktır.