a

Sorunuz Var Mı? Bize Sormaktan Çekinmeyin.

TEL : 0212 877 57 30
GSM : 0543 919 86 34

halicavukatlik@gmail.com
Adres : Çağlayan Mahallesi Taşocağı Caddesi No 15 İç Kapı 17 Park İş Merkezi Kat 2 Daire 205 Kağıthane / İSTANBUL

12. Yargı Paketi ile Hukuk Yargılamalarında Yapılan Değişiklikler

12. Yargı Paketi ile Hukuk Yargılamalarında Yapılan Değişiklikler

Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 31.07.2026 tarih 33326 sayılı sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu kanun ile birlikte başlıca Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Türk Medeni Kanunu, İdari Yargılama ve Usul Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu olmak üzere birçok kanunda değişiklikler yapılmıştır.

Bu yazımızda Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile İcra ve İflas Kanunu, Türk Medeni Kanunu , Türk Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yapılan değişiklikler değerlendirilecektir.

I. İcra ve İflas Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler

A- Tüm Maliklerin Miras Yoluyla Edindiği Taşınmazlarda İlk İhalenin Yalnızca Mirasçılar Arasında Yapılması

7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile İcra ve İflas Kanunu 114 . Maddesinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

İcra ve İflas Kanunu 114. Maddesi 2. Fıkrasına eklenen hükümle , ortaklığın giderilmesi ( izaley-i şüyu ) davalarında ; satış aşamasında ihaleye konu taşınmazın tüm maliklerinin mülkiyeti miras yoluyla edinmiş olması ve üçüncü bir kişinin payının bulunmaması halinde ilk ihalenin sadece mirasçılar arasında yapılacağına hükmedilmiştir.

İcra ve İflas Kanunu 114. Maddesi 8. Fıkrasında ise satış aşamasında ihaleye konu taşınmazın tüm maliklerinin mülkiyeti miras yoluyla edinmiş olması ve üçüncü bir kişinin payının bulunmaması halinde yapılacak ilk ihalede elektronik satış portalında verilecek teklifin malın muhammen bedelinin yüzde yüzünün az olamayacağına hükmedilmiştir.

İcra ve İflas Kanunu 114. Maddesi 7. fıkrasında yapılan değişiklikler ile ihale üzerinde kaldığı halde süresi içinde ihale bedelini yatırmayarak ihalenin iptaline (feshine) neden olan alıcılara, teklif ettikleri bedelin yüzde 5’i oranında idari para cezası verileceği ve ayrıca bu kişilerin yatırdığı teminatlar iade edilmeyerek öncelikle satış masraflarına aktarılacağı, kalanı hak sahiplerine paylaştırılacağı düzenlenmiştir.

Kanun Koyucu bu değişiklik ile , ihaleyi kazanmasına rağmen ihale bedelini yatırmadığı için ihalenin feshine sebep olan alıcılara yaptırım uygulayarak kötü niyetli alıcıların önüne geçmek istemiştir.

İcra ve İflas Kanunu’ndaki bu yeni kurallar 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra ilan edilecek açık artırmalar ve açılacak davalar için geçerlidir. Bu tarihten önce ilanı yapılmış olan mevcut açık artırmalarda eski hükümler uygulanmaya devam edecektir.

II. Türk Medeni Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler

A- Vesayet Altındaki Kişilere Ait Malların Elektronik Satış Portalı Üzerinden Satılması

7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türk Medeni Kanunu’nun 440 ve 444. maddelerinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Türk Medeni Kanunu 440. ve 444. Maddelere eklenen ve değiştirilen hükümlerle; vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmaz malların satışlarının, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne (UYAP) entegre elektronik satış portalı üzerinden açık artırmayla yapılması zorunlu hale getirilmiştir.

Türk Medeni Kanunu 444. Maddesinde yapılan düzenleme ile; elektronik ihale sürecinin tamamlanması vesayet makamının (Sulh Hukuk Mahkemesi) onamasına bağlanmıştır. Mahkemenin bu onama kararını ihale gününden başlayarak on gün içinde vermesi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır.

Kanun Koyucu bu değişiklik ile, vesayet altındaki kısıtlıların mal varlıklarının satış işlemlerini tamamen şeffaf, denetlenebilir ve modern bir dijital altyapıya kavuşturmayı; böylece kısıtlıların hak kayıplarını önleyerek satış süreçlerindeki bürokrasiyi azaltmayı amaçlamıştır.

Türk Medeni Kanunu’ndaki bu yeni kurallar (TMK m. 440 ve m. 444 değişiklikleri), kanunun yayım tarihi olan 31 Temmuz 2026’dan üç ay sonra, yani 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihten önce başlatılmış ve ilanı yapılmış mevcut satış süreçlerinde eski hükümler uygulanmaya devam edecektir.

III. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler

A- Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Kısmi Davada Alacak Artırım Rejimi

7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Belirsiz Alacak Davası başlıklı 107. maddesi tamamen yürürlükten kaldırılmış ve Kısmi Dava başlıklı 109. maddesinde çok önemli değişiklikler yapılmıştır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Belirsiz Alacak Davası başlıklı 107. Maddenin yürürlükten kaldırılmasıyla; Türk hukuk pratiğinde uzun yıllardır uygulanan ve özellikle işçi alacakları ile tazminat davalarında sıkça başvurulan “belirsiz alacak davası” kurumu tamamen son bulmuştur.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 109. Maddeye eklenen ve değiştirilen hükümlerle; belirsiz alacak davasının kaldırılmasından doğan boşluğu gidermek amacıyla “kısmi dava” mekanizması yeniden yapılandırılmıştır. Yeni düzenlemeye göre davacı, kısmi dava açtıktan sonra davanın tahkikat aşaması sona erene kadar alacak miktarını (ıslaha gerek kalmaksızın) artırabilecektir.

En kritik değişiklik ise zamanaşımı noktasındadır; kısmi dava açılmasıyla birlikte, alacağın henüz talep edilmeyen geri kalan kısmı için de zamanaşımı süresi tamamen duracaktır.

Kanun Koyucu bu değişiklik ile, belirsiz alacak davasının uygulamada yarattığı hukuki belirsizlikleri, harç karmaşalarını ve hak kayıplarını ortadan kaldırmayı; davacıyı koruyan zamanaşımı güvencesini kısmi davaya entegre ederek yargılama süreçlerini daha sade ve öngörülebilir kılmayı amaçlamıştır.

Ancak belirsiz alacak davası için yapılan bu değişiklik doktrinde birçok yönden eleştirilmektedir.

Yeni sistemde kısmi davanın tahkikat aşaması sona erene kadar alacak miktarının artırılabileceği öngörülmüşse de, özellikle yüksek enflasyon ortamlarında dava sürecinin aylar hatta yıllar sürmesi nedeniyle, davacının başlangıçta talep etmediği ve tahkikat sonunda artıracağı bakiye alacağın reel değerini tamamen kaybedeceği, faiz mekanizmasının da bu kaybı telafi etmede yetersiz kalacağı düşünülmektedir.

Özellikle iş hukukundaki kıdem ve ihbar tazminatları ile iş kazalarından doğan maluliyet ve destekten yoksun kalma tazminatları gibi uyuşmazlıklarda, işçinin veya mağdurun davanın başında alacağının net miktarını kusur ve bilirkişi raporu olmadan tam olarak hesaplaması imkansızdır.

Belirsiz alacak davasının tamamen ortadan kaldırılmasının, yargı karşısında zaten zayıf konumda olan işçiyi ve mağdurları doğrudan hak kaybı riskiyle karşı karşıya bırakacağı ve yüksek harç ile yargılama gideri baskısı sebebiyle hak arama hürriyetinin ihlal edildiği kayda değer eleştiriler arasındadır .

B- Hukuk Davalarında Duruşmalar Arası Süreye “Üç Ay” Sınırı Getirilmesi

7589 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Tarafların Duruşmaya Daveti başlıklı 147. maddesine yeni bir fıkra eklenmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 147. Maddenin 3. fıkrası olarak eklenen hükümle; hukuk mahkemelerinde görülen davalarda, haklı ve zorunlu bir mazeret (coğrafi engeller, adli tatil, geniş kapsamlı bilirkişi incelemeleri vb.) bulunmadığı sürece, iki duruşma arasındaki süre üç aydan fazla olamayacaktır.

Kanun Koyucu bu değişiklik ile, hedef süre uygulamasını yasal bir zorunluluğa dönüştürerek davaların sürüncemede kalmasını engellemeyi, “6 ay sonraya duruşma günü verilmesi” gibi yargılamayı tıkayan pratiklerin önüne geçmeyi ve adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan “makul sürede yargılanma” ilkesini güvence altına almayı amaçlamıştır.

Ancak bu tür kanun hükümlerinin mutlak suretle uygulanması beklenmemelidir. Zira uygulamada benzeri düzenlemelere tam olarak riayet edilmediği, mahkemelerin iş yükü gerekçesiyle bu düzenlemelere riayet etmedikleri gözlemlenmiştir.

IV. Türk Borçlar Kanunu ve Faiz Mevzuatında Yapılan Değişiklikler

A- Bedensel Zararlar ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatlarında Faiz Başlangıcı ile Kısmi Ödemelerin Mahsubu Usulü

7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun bedensel zararların ve ölüm halinin tasfiyesini ilgilendiren “Tazminatın Belirlenmesi” başlıklı 55. maddesine yeni fıkralar eklenmiştir.

Türk Borçlar Kanunu 55. Maddeye eklenen hükümlerle; özellikle iş kazaları, trafik kazaları ve malpraktis davalarında çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıç tarihleri net kurallara bağlanmıştır.

Buna göre; davacının kazancının net olarak bilindiği (belirlenebildiği) döneme ilişkin tazminat kalemlerine haksız fiil/olay tarihinden itibaren faiz işletilecektir.

Buna karşın, kazancın henüz bilinemediği (geleceğe yönelik aktüeryal hesap yapılan) döneme ilişkin tazminat kalemlerinde ise faiz başlangıcı mahkemenin karar tarihi olacaktır.

Ayrıca aynı madde kapsamında, dava açılmadan önce borçlu veya sigorta şirketi tarafından yapılan kısmi ödemelerin, yapıldığı tarihteki verilere göre tazminat tutarından oransal olarak mahsup edileceği esası getirilmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesindeki tazminat ve mahsup değişiklikleri, kanunun yayım tarihi olan 31 Temmuz 2026’dan sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacaktır. Bu tarihten önce gerçekleşmiş olaylarda eski kurallar geçerlidir.

Yapılan bu değişiklik doktrinde ve uygulamada oldukça eleştirilmektedir.

Doktrin ve uygulamada bu değişikliğe yöneltilen eleştirilere göre; özellikle yargılamaların yıllarca sürdüğü ülkemizde, faizin haksız fiil tarihinden değil de “karar tarihinden” itibaren başlatılacak olması mağdur aleyhine haksız bir durum yaratacaktır.
Bu durumun, yüksek enflasyonist ortamda paranın değer kaybetmesi nedeniyle borçlu/kusurlu tarafa haksız bir ekonomik avantaj sağlayacağı; adaletin gecikmesinin faturasının doğrudan bedensel zarara uğrayan mağdura kesileceği ve faiz mekanizmasının gerçek zararı karşılamada tamamen işlevsiz kalacağı savunulmaktadır.

Yasa koyucu , madde hükmünün gerekçesinde dava öncesi iyi niyetli kısmi ödemeleri teşvik etmeyi ve borçluların haksız fiil tarihinden karar tarihine kadar geçen yıllar için fahiş faiz yükleri altında ezilmesini amaçladığını belirtmişse de ; bu amacın mağdurların hukuk sistemine olan inancını sarstığı unutulmamalıdır.

B- Yasal Faiz ve Temerrüt Faizi Oranlarının Sabit Sistemden Çıkarılarak Reeskont Oranına Endekslenmesi

(3095 Sayılı Kanun m. 1 Değişikliği)7589 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’ndaki faiz ilişkilerini doğrudan belirleyen 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi kökten değiştirilmiştir.

3095 sayılı Kanun m. 1’de yapılan bu tarihi düzenleme ile; yıllardır uygulanan ve en son yıllık %24 olan “sabit yasal faiz oranı” sistemi tamamen terk edilmiştir. Yeni sisteme göre yasal faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) bir önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde seksenidir (%80).

Dinamik Güncelleme Sistemi: Eğer yıl ortasında (30 Haziran itibarıyla) Merkez Bankası reeskont oranı, bir önceki yılın 31 Aralık günündeki orandan 5 puan veya daha fazla farklılaşırsa, yılın ikinci yarısı için (1 Temmuz – 31 Aralık arası) 30 Haziran’da belirlenen bu yeni oranın yüzde sekseni uygulanacaktır.(Pratik Not: Yasa koyucunun bu formülü uyarınca;

TCMB’nin 31.12.2025 tarihindeki reeskont oranı olan %38,75 baz alınmış ve kanunun yürürlüğe girdiği 31 Temmuz 2026 itibarıyla yeni yasal faiz oranı yıllık %31 olarak uygulanmaya başlanmıştır.

Kanun Koyucu bu iki ayrı kanunun kesiştiği faiz reformu ile, yüksek enflasyonist ortamlarda sabit faizin alacakları eritmesini önlemeyi, faiz oranlarını piyasa gerçeklerine (Merkez Bankası verilerine) entegre ederek borçlunun yargılama sürecini kasıtlı uzatmasının önüne geçmeyi amaçlamıştır.